Tanıtım

İstanbul Üniversitesi

Bizans döneminde Doğu Roma İmparatorluğu’nun bilim merkezi olan İstanbul’da 321 yılında bir üniversite kurulmuştur. Batı uygarlığının temellerinden biri olarak kabul edilen “Roma Hukuku”, İmparator Justinianus zamanında bu üniversitede tedvin edilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda da bir yüksek öğretim kurumu olan medresenin kuruluşu oldukça eskiye gider. İlk medrese 1331 yılında İznik’te açılmıştır.

Türkiye’nin en eski üniversitesi olduğu düşünülen İstanbul Üniversitesi kuruluşu ise 1453 yılına kadar indirilmektedir. Gerçekten de Osmanlı Sultanı II. Mehmet, İstanbul’u fethetmesinin ardından Ayasofya ve Zeyrek’te yüksek eğitimi başlatmıştır. Ayrıca 17 yıl sonra 1470’te kendi adını taşıyan camiin etrafında Fatih Külliyesi adını taşıyan bir bütün içinde medrese kurdurtmuştur. Fatih Camiinin etrafında Sahn-ı Seman veya Semaniye olarak adlandırılan medreseler açılır. Benzer şekilde Bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin yanındaki Süleymaniye Camiinin içinde yer alan Medrese de, çağının ileri medreselerinden (üniversitelerinden) biri olmuştu.

İstanbul Üniversitesi’nin kurulma düşüncesi, yaşanan toplumsal ve ekonomik değişmeye medreselerin yanıt veremediği ve yozlaştığı bir dönemde ortaya çıkmıştır.

İstanbul Üniversitesi’nin “Dârülfünun” adıyla kurulması düşüncesi, Osmanlı modernleşmesinin bir parçası olarak, Tanzimat Döneminde 1845 yılında gündeme gelmiştir. Bu süreçte üniversite, medreseye rağmen ve medresenin muhalefeti nedeniyle, hem geç açılacak hem de üç kez açılıp kapanacaktır. Dârülfünun, eğitime çeşitli nedenlerle ancak 12 Ocak 1863’te başlayabilmiştir. İlk dersler halka açık bir şekilde verilen konferanslar halinde yürütülmüştür. İlk okutulan dersler arasında ise doğa felsefesi, kimya, coğrafya, iktisat, tarih, coğrafya… sayılabilir. Dârülfünun bir süre sonra kapanmıştır.

Dârülfünun’un ikinci kuruluşu, Osmanlı Devleti’nde eğitimi düzenleyen 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin yayımlanması ardından gerçekleşmiştir. Yasada üniversitenin adı Dârülfünun-i Osmanî olarak anılmaktadır. Dârülfünun’un bu ikinci açılışından sonra okumak için müracaat edenler çoğalmış, her kesimden binin üzerinde başvuru olmuştur. Dârülfünun-i Osmanî’de “Hikmet ve edebiyyât şubesi”, “İlm-i hukuk şubesi”, “ulûm-u tabiîye ve riyaziye” şubesi olarak üç bölüm (fakülte) kurulması tasarlanmıştır.

Dârülfünun-i Osmanî 20 Şubat 1870 tarihinde törenlerle açılmış ve derslere başlanmış, ancak dersler öngörülen biçimde yürütülememiştir. Dârülfünun-i Osmanî’de verilen dersler yine eleştiriye konu olmuştur. Eleştirilerden biri pozitif bilimin, kutsal günlerde (gecelerde) verilmesinin halkın dinsel inançlarını zedelediğinin vurgulanmasıdır. Diğeri ise “hikem-i tabiîye” gibi derslerin “havass-ı müntehiyâna” özgü bir faaliyet olduğunu, “ilim” öğrenmenin halka ilişkin bir faaliyet olmadığını belirtilmiştir. Üniversite iki sene dolmadan 1871’de kapanmak zorunda kalmıştır. Kapanmasına, Cemaleddin Efendi ile Hoca Tahsin Efendi’nin aleyhinde “ilm ve kemalini çekemeyen” tutucular tarafından çıkarılan dedikoduların neden olduğu ileri sürülmektedir. Zira Cemalettin Efganî üniversitenin açılışta söylediği nutukta “nübüvvet bir sanattır” demesi büyük tepki çektiği söylenir.

İstanbul Üniversitesi üçüncü kez Dârülfünun-i Sultanî adıyla 1874 yılında bu kez, Galatasarayı Sultanîsi’ne bağlı olarak açılmıştır. Dârülfünun içinde “Hukuk”, “Turuk ve Meabir [Fen]” ve “Edebiyat” şubeleri [fakülteleri] vardır. Yabancı hocalar da dersler vermiş, Türkçe ve Fransızca eğitimin yapılmış, 1879 yılında kapanmıştır.

İstanbul Üniversitesi nihayet dördüncü girişiminde, II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılında, 1 Eylül 1900 [19 Ağustos 1316] tarihinde kurulmuştur.

Bu kez Dârülfünun-i Şahane olarak adlandırılan Üniversitenin şubeleri [fakülteleri] “ulûm-u âliye-i dinîye”, “ulûm-u riyaziye ve tabiîye” ve “edebiyat” olarak belirlenmiştir. Ayrıca zaten faaliyette olan Hukuk Fakültesi (Mekteb-i Hukuk) ve Tıp Fakültesi (Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye) Dârülfünun-i Şahane’nin birer şubesi (fakültesi) olarak kabul edilmişlerdir. Böylece 20. yüzyılın başında açılan ve bugün hâlâ varlığını sürdüren İstanbul Üniversitesi toplam beş şube (fakülte) olarak düzenlenmiştir. 1903 yılında Dârülfünun idaresine bağlı olarak “elsine şubesi/yabancı diller” şubesi açılması kararlaştırılmıştır.

II. Meşrutiyet’in ilânı sonrasında Dârülfünun-i Şahane adı 1912’de İstanbul Dârülfünunu olarak değiştirilmiştir. Şimdiki Fen ve Edebiyat Fakülteleri’nin olduğu yerde bulunan (sonradan yanan) Zeynep Hanım Konağı’nda eğitime başlamıştır. Şube yerine de “Fakülte” adı kullanılmaya başlamıştır.

İstanbul Üniversitesi’ne 24 Ekim 1919 yılında çıkan bir tüzük ile yine Dârülfünun-i Osmanî adı verilmiştir. Fakültelere de medrese denmeye başlanmıştır. Bu dönemdeki en önemli değişiklik üniversiteye kısmen de olsa “idari ve bilimsel özerklik” verilmesidir.

İstanbul Üniversitesi bugün Beyazıt’ta Merkez Bina olarak kullanmakta olduğu binaya 1923 yılında taşınmıştır. Daha önce Harbiye Nezareti tarafından kullanılan bina Maarif Vekâleti’nin 15 Ekim 1923 tarihli yazısı ile İstanbul Dârülfünun’una verilmiştir.

Dârülfünun Cumhuriyet’in ilânı sonrasında 21 Nisan 1924 tarihli bir kanunla yeniden düzenlenmiş ve üniversiteye tüzel kişilik (hükmî şahsiyet) verilmiştir. Yine 7 Ekim 1925 tarihinde de bilimsel ve yönetsel özerklik kabul edilmiş, medrese adı yeniden fakülteye çevrilmiş, yeni düzenleme ile Tıp, Hukuk, Edebiyat, Fen ve İlahiyat fakülteleri Üniversitenin içinde yer almıştır.

Ancak kısa süre sonra Üniversite’de yeniden bir düzenleme yapılması gereği ortaya çıkmıştır. Bu amaçla Cenevre Üniversitesi’nden Prof. Albert Malche çağrılmış ve bir rapor hazırlatılmıştır. Malch raporu gerekçe gösterilerek Darülfünun Reformu adıyla anılan 31 Mayıs 1933 yeni bir yasa hazırlanmıştır. Bu yasaya göre 31 Temmuz 1933 tarihinde İstanbul Dârülfünun’u kaldırılmış/kapatılmış ve yerine ertesi gün, 1 Ağustos 1933 tarihinde İstanbul Üniversitesi kurulmuştur. Üniversiteye bağlı olarak Tıp, Edebiyat Hukuk ve Fen Fakülteleri açılmıştır. Bunlara 1936 yılında İktisat Fakültesi eklenmiştir.

Bu arada 1933 yılında Almanya’da yükselen faşizmin baskısından kaçan Musevi kökenli bilim insanlarıyla, Avusturyalı, Fransız, Macar ve İtalyan kökenli bilim adamlarının İstanbul Üniversitesine gelmeleri üniversitenin bilimsel anlamda kurumlaşmasına önemli bir katkı yapmıştır. 1933 yılından yaklaşık 1955 yılına kadar Üniversitede hizmet veren mülteci ve yabancı bilim adamları İstanbul Üniversitesi’nin uluslararası alanda bir kurum olarak saygınlık kazanmasında da önemli rol oynamışlardır. Bu kişiler arasında Hans Reichenbach, Alfred İsaac, Werner Lipschiztz, Wilhelm Liepmann, Ernest von Aster, Wilhelm Röpke, Richard Edler, Philipp Schwartz, Ernst Hirsch, Hans Winterstein, Alexander Rüstow, Julius Hirsch, Hugo Braun, Fritz Neumark, Gerhard Kessler gibi dünyaca ünlü isimleri sayabiliriz.

İstanbul Üniversitesi 1933 Reformu’ndan 1961 Anayasasına kadar Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetiminde kalmıştır. Ancak 1961 Anayasası ile gerçek anlamda üniversitelere idari, mali ve bilimsel özerklik tanınmıştır.

Bu arada 30 Haziran 1948’de İstanbul Üniversitesi’ne Orman Fakültesi de bağlanmış ve fakülte sayısı altıya çıkmıştır. 1961 yılı sonrasında Üniversiteye bağlı Fakültelerin sayısında artış olmuş, 1962’de Eczacılık ve 1964 yılında Diş Hekimliği okulları Fakülteye dönüştürülmüştür. 1966 yılında ikinci bir tıp fakültesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi adıyla kurulmuştur. Ertesi yıl 1967 yılında İşletme Fakültesi ile Kimya Fakültesi kurulmuştur. Veteriner ve Yerbilimleri Fakülteleri ise 1973 yılında kurulmuşlardır.

İstanbul Üniversitesi 1973 yılında çıkan Üniversiteler kanunu ile gelişimini sürdürmüştür. 1979 yılında şimdiki adı Siyasal Bilgiler Fakültesi olan Siyasal Bilimler Fakültesi kurulmuştur. 1983 yılında ise Yer Bilimleri ve Kimya Fakülteleri birleştirilerek Mühendislik Fakültesi adını almıştır.

Günümüzde Edebiyat, Fen, Siyasal Bilgiler, İktisat, İşletme, Hukuk, İstanbul Tıp, Cerrahpaşa Tıp, Dış Hekimliği, Eczacılık, Orman, Veteriner, Mühendislik, Su Ürünleri, İletişim, İlahiyat ve Hasan Âli Yücel Eğitim Fakültesiyle toplam 17 fakülteyi bünyesinde barındırmaktadır. Ayrıca İ.Ü. içinde 13 enstitü, 21 araştırma merkezi, 7 meslek yüksekokulu ve 1 konservatuar bulunmaktadır.

 

Siyasal Bilgiler Fakültesi

İstanbul Üniversitesine bağlı olarak bir Siyasal Bilimler Fakültesi kurulması düşüncesi eskiye gitmekle birlikte, kuruluş kararı,Üniversite Senatosu’nun 13 Ekim 1977 tarihli toplantısında alınmıştır. Senato Fakülte’nin kuruluş görevini Hukuk Fakültesi’ne vermiştir. Gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra, kuruluş için yasal olarak gereken yedi öğretim üyesi Hukuk Fakültesi’nden ayrılarak kadroları Siyasal Bilimler Fakültesi’ne aktarılmıştır. Fakültemizin kurucu öğretim üyesi kadrosu Prof. Dr. Tarık Zafer TUNAYA, Prof. Dr. Ümit DOĞANAY, Prof. Dr. Aydın AYBAY, Doç. Dr. Murat SARICA, Doç. Dr. A.Ülkü AZRAK, Doç. Dr. İzzettin DOĞAN ve Doç. Dr. Ersan İLAL’den oluşmuştur.

Türkiye’de çağdaş siyasal bilimlerin kurucularından biri olarak kabul edilen Prof. Dr. Tarık Zafer TUNAYA, Fakültemizin de fikir babasıdır. İstanbul Üniversitesi içinde bir siyasal bilimler fakültesi kurulması düşüncesi ilk kez II. Dünya Savaşı sonrasında gündeme gelmiştir. Konu somut olarak ilk kez 1962 yılında, Hukuk Fakültesi içinde Prof. Tunaya’nın gündeme getirmesiyle tartışılmaya başlanmıştır. Çeşitli zorluklarla geçen 17 yıllık mücadelenin sonunda 26 Nisan 1979 tarihinde Prof Dr. Tarık Zafer TUNAYA’nın öncülüğündeki yedi öğretim üyesi ile yola çıkılmış, aynı yılın Kasım ayında öğrenime başlamıştır.

Prof. Dr. Tarık Zafer TUNAYA Fakültemizin kurucu dekan olarak seçilmiştir. Yönetim Kurulu da oluşturulduktan sonra öğretimin düzenlemesi çalışmaları yapılarak 1979/1980 öğretim yılında Fakülte’ye kaydını yaptıran 146 öğrenciyle öğrenime başlamıştır. Öğrenim ilk yıl Hukuk Fakültesi’nce tahsis edilen bir dershanede yürütülmüştür. Ertesi yıl, Bekirağa Bölüğü olarak tanınan ve bugün öğretimin yapıldığı tarihi binaya geçilmiştir. Daha sonra İktisat Fakültesi’nden katılan öğretim üyeleriyle kadrosunu daha da güçlendirmiştir.

Siyasal Bilimler Fakültesi’nin Yüksek Lisans ve Doktora programları 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde açılarak lisansüstü öğretime başlanmıştır. Fakülte lisans düzeyinde ilk mezunlarını 1983 yılında vermiştir

Mezunlarının kaymakamlık sınavlarına girebilmesi için Fakültenin adı, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin adıyla uyumlu hale getirilerek, 22 Mayıs 1986 tarihli bir yasayla Siyasal Bilgiler Fakültesi‘ne dönüştürülmüştür.

Üç bölümlü olarak kurulmasına karşın askeri yönetim döneminde YÖK tarafından verilen bir kararla tek bölüme indirilen ve böylece uzun süre bünyesinde sadece Kamu Yönetimi bulunan Fakülte, 1991 yılında 3 bölümün (Maliye, Uluslararası İlişkiler ve İşletme bölümleri) eklenmesiyle 4 bölümlü olmuş, 1992 yılında da İktisat Bölümü’nün açılmasıyla beş bölümlü bir fakülte haline gelmiştir.

29 Nisan 1999’da İstanbul Üniversitesi Senatosu, Üniversite bünyesi içerisinde aynı ismi taşıyan Fakülte ve bölümlerin bulunduğu gerekçesiyle İktisat, İşletme ve Maliye bölümlerini kapatmış, bu bölümlerin kontenjanları adı geçen fakültelere kaydırılmıştır.

1999 – 2000 Eğitim ve Öğretim yılında yalnızca Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümlerine öğrenci alınmıştır. 2006 yılında ise İşletme Bölümü tekrar açılmıştır. 2006 yılından itibaren üç bölümlü (Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler, İşletme bölümleri) olan Fakültemizde, öğrencilerin yıl içindeki çalışmalarına da ağırlık veren bağıl değerleme uygulaması ve harfli not sistemi geçerlidir.

Fakültemizin Uluslararası İlişkiler Bölümü ile Kamu Yönetimi Bölümü’nde bir yıllık zorunlu (İngilizce) Hazırlık Sınıfı uygulaması vardır ve her iki bölümde de İngilizce destekli öğretim yapılmaktadır. Bu bölümlerde öğretim dili Türkçe olmakla birlikte Uluslararası İlişkiler Bölümü lisans programı öğretim dilinin en az % 30’u İngilizce’dir; Kamu Yönetimi Bölümü’nde ise belli dersler İngilizce verilmektedir. Bu nedenle bu bölümleri kazanan öğrencilerimiz İngilizce muafiyet sınavına girerler; bu sınavı başaranlar doğrudan 1. sınıfa kaydedilir, başaramayanlar ise bir yıllık zorunlu hazırlık sınıfına alınır. Bir yıllık İngilizce hazırlık eğitimini başarıyla tamamlayanlar, izleyen yıl 1. sınıfa kaydolur. Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde İngilizce hazırlık sınıfında başarılı olamayan öğrenciler “Yükseköğretim Kurumlarında Yabancı Dil Eğitim-Öğretim ve Yabancı Dille Eğitim-Öğretim Yapılmasında Uyulacak Esaslara İlişkin Yönetmelik” ve “İstanbul Üniversitesi Yabancı Dil Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği” hükümleri gereğince ÖSYM  tarafından zorunlu İngilizce öğretim yapılmayan eşdeğer ya da yakın bir başka programa yerleştirilirler. Kamu Yönetimi Bölümü’nde İngilizce hazırlık sınıfında başarılı olamayan öğrenciler ise, lisans öğretimlerini tamamlayıncaya kadar İngilizce yeterlilik sınavını başarmak zorundadırlar;  öğrenimlerini tamamlayana kadar İngilizce yeterlilik sınavını başaramayanların kayıtları silinerek, Üniversiteden ilişiği kesilir.

Fakültemiz bölümlerine 2008-2009 öğretim yılında giriş puanları şu şekildedir:

Program AdıPuan TürüKontenjanYerleştirilenGenel Kontenjan Okul Birincisi 
En Küçük PuanEn Büyük PuanEn Küçük PuanEn Büyük Puan
Kamu YönetimiEA-2134134319.250328.577
Uluslararası İlişkilerEA-2123123321.815337.492301.512301.512
İşletmeEA-26262318.791328.430

 

Fakülte Binası (Bekirağa Bölüğü)

Siyasal Bilgiler Fakültesi Binasının yapısal tarihçesi, Tanzimat sonrasında 1841-1843 yılları arasında Osmanlı yöneticileri tarafından İtalyan mimar Gaspare Trajano Fossati’ye deneme için yaptırılmış ilk iki tuğla binadan biri olan Bab-ı Seraskeri Hastanesine dayanmaktadır.

Bugün Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin kullandığı binası, Osmanlı döneminde halk arasında ise Bekirağa Bölüğü olarak anılmıştır. Bekirağa Bölüğü, önce Seraskerlik (Bâb-ı Seraskerî) sonra da Harbiye Nezareti binasının müştemilatı olarak kullanılmıştı. Binanın resmî adı İstanbul Muhafız Dairesi’dir. İçinde bir de hapishane bulunmaktaydı.

Bekir Ağa, (1817-1887) sert kişiliği ve acımasızlığı ile tanınan dönemin İstanbul Muhafız Kumandanı’nın adıdır. Bekir Ağa, “alaylı” olarak tabir edilen çekirdekten yetişme bir askerdir. Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın himayesinde İstanbul’a gelen Bekir Ağa, 1872 yılında Seraskerlik Dairesi’nin hapishanesine müdür olarak atanmıştır. Bekir Ağa ve Bölüğü acımasızlığı, ölçüsüz şiddet kullanması ve etrafına dehşet saçmasıyla ün yapmıştır. Bu nedenle bina, halk arasında, Bekir Ağa’nın ismi ile anılmaya başlamıştır. Bina amacına uygun olarak tutukevi olarak kullanılmış, azılı suçluların, asker kaçaklarının ve siyasî tutukluların konulduğu bir yer olmuştur.

Bu dönemde görev yapan bir başka kumandan tırnak sökerek işkence yapmasıyla tanınan ve bu nedenle “Tırnakçı” adı verilen Salim Bey’dir.

Bekirağa Bölüğü, II. Abdülhamit Döneminin baskıcı yönetimine başkaldıran Jön Türklerin de tutuklandığı ve buradan sürgüne gönderildiği bir yer olmuştur.

II. Meşrutiyet döneminin başlangıç tarihi olan Anayasa’nın yeninden yürürlüğe konulduğu 23 Temmuz 1908’den sonra bütün tutuklular serbest bırakılmıştır. Ancak kısa süre sonra, bu kez Meşrutiyet yönetimini elinde tutan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin muhaliflerinin hapsedildiği bir yer haline gelmiştir.

I. Cihan Harbi’ni Mondros Mütarekesi ile 30 Ekim 1918’de sona ermesinden sonra, Saray ve İşgal Kuvvetleri, Osmanlı Devleti’ni savaşa sokmakla sorumlu tutulan -ve yakalanabilen- İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticilerinin hapsedildiği bir yer olmuştur. Yine son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin işgal kuvvetlerince kapatılması sonrasında tutuklanan milletvekillerinin de bir kısmı burada hapsedilmiş sonra da Malta’ya sürgüne gönderilmişlerdir.

Bina İstanbul’un kurtuluşu olan 6 Ekim 1922 tarihine kadar işgal karşıtı, bağımsızlık yanlısı Kurtuluş hareketinin üyelerinin de hapsedildiği bina olarak ün yapmıştır.

Atatürk, Büyük Nutku’nda, daha Kurtuluş Savaşı başlamadan, 1919 yılında Samsun’a hareket etmeden birkaç gün önce bu binaya gelerek Fethi (Okyar) Bey gibi bazı arkadaşlarını ziyaret ettiğini ve onlara bazı düşüncelerini açıkladığını yazar.

Kısaca bina, yapıldığı günden, İstanbul’un kurtuluş yılı olan 1922 yılına kadar korku veren bir tutukevi olarak da kullanılmıştır.

Ankara’nın Başkent olmasından sonra, Harbiye Nezareti ve müştemilatınından olan Bekirağa Bölüğü İstanbul Darülfünunu’na devredilmiştir.

Bina uzun süre Tıp Fakültesi tarafından kullanılmış, Tıp Fakültesi kliniklerinin yeni binalarına geçmeleriyle boşalınca Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin 1979 yılında kuruluşu sırasında onarım ve değişiklikler yapılarak Fakültemize tahsis edilmiştir.

 

Heykel

Fakültemizin simgesi haline gelen heykel, binanın 1980-1981 yılında SBF’ye tahsisinden sonra, uluslararası bir sanatçı olan ve halen UNESCO himayesinde Paris’te yaşayan İran asıllı heykeltraş Ahad Hüseyni tarafından bina içinde yapılmıştır. Sanatçı eserini kendi kalemiyle şöyle anlatmaktadır:

“Esasında, bu heykeli yalnız insanları anlatmak için yaptım. Bu heykel, yaşadığımız dünyanın gerçek görüntüsüdür ve herhangi bir siyasi yönü yoktur. Bu heykelde, yaşlı fakat akıllı ve efkârlı bir insanı elindeki küreye dalmış olarak görmekteyiz. Eğer dikkat edilirse yaşlı adamın yüzünün sağ tarafında kötümser, sol tarafında ise iyimser bir ifade görülür. Ayrıca, karşıdan bakıldığında efkârlı ve ümitli bir görüntü vermesine çaba gösterilmiştir. Kürede ise, dünyanın her yanındaki zorluklar gösterilmek istenmiştir. Ben, bu zorlukların sona ereceği ümidi ile dünyanın etrafını bir sulh halesi ile sardım. Bu armağanı kabul edeceğinize inanıyorum.”

 
 

27 Şubat 2012
17251 defa okundu

İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü
34452 Beyazıt/Fatih-İstanbul
Tel: 0 (212) 440 00 00